Adriyatik'in inci gibi şehri

 Doğası, denizi ve tarihiyle dünyanın çekim merkezi.  Ortaçağ’dan kalma bir sığınak sanki. Küçük ve şirin  mi şirin bir şehir. Dubrovnik, turizmde yeni gözde  destinasyonlardan.

Şehrin kalbi surlarla çevrili  bölümde atıyor adeta. Ortaçağ’daymış hissi  uyandıran şehir, Adriyatik’in incisi adalarıyla da ilgi  görüyor. Deniz mahsulleri, şarabı ve yerli içkisi  rakıjayla ziyaretçilerine her anlamda çok şey vaat  ediyor.

Hanife BAŞ

Adriyatik Denizi sahilinde tüm albenisiyle uzanan sevimli bir tatil şehri. Bir yanda yakamozların oynaştığı bol girintili çıkıntılı sahil, diğer yanda tarihin tüm gizlerini sunmak için bekleyen taş binalar ve mermer sokaklar. İnsan kalabalığının içinde yalpalayarak kalacağım otele varıyorum. Nihayet, uzun zamandır hayalini kurduğum Hırvatistan’ın Dubrovnik şehrindeyim.

UNESCO Dünya Mirası listesinde ‘Adriyatik İncisi’ olarak yer almış olağanüstü güzellikte şirin bir şehir buluyorum karşımda. Deniz kenarındaki otel ve sıfır deniz manzarası bütün yol yorgunluğumu unutturuyor. Valizi yerleştirirken denizin çağrısına daha fazla dayanmam mümkün olmuyor. Otelimiz Dubrovnik Palace, şehrin en güzel plajlarının birinin hemen yanında mükemmel bir konumda. Bir saatlik deniz molası keyfimi iyice yerine getiriyor. Hırvatistan’ın gözde tatil beldesi Dubrovnik’le ilk tanışmam denizle oluyor. Güneş ışınlarını bir anne misali yavaş yavaş kendine doğru çekmeye başlarken, ben de tembel hareketlerle akşam yemeği için hazırlanmak üzere odama yollanıyorum. Şehirdeki her otel beş yıldızlı değil tabii ki yerli halkın çoğu evini pansiyon olarak kullanıyor.

Dubrovnik ilk bakışta bana eski bir Ortaçağ şehri hissi veriyor. Zaten o dönemden kalan yapılar yıllara meydan okurcasına sapasağlam ayakta duruyor. Turistlerin akın akın gittiği özellikle eski şehir bölümü zaman kavramımı alt üst ediyor. Modern kıyafetleriyle turistler de olmasa kendinizi tarihin en gizemli dönemlerinde hissetmeniz içten bile değil.Tarihi surların çevrelediği eski şehir ve buradaki Stradun Caddesi (Placa) keşfetmeye değer. Caddenin her iki yanında uzanan taş binalar ilgi çekici. Akşam yemeği öncesi caddeyi hızlıca turluyoruz. Şehirde en görkemli yapı yüksek ve aşılmaz surlara sahip görünen kalesi. Adeta bir çekim merkezi. Surlara tırmanmak ve şehri tepeden görme isteğimi bir sonraki güne bırakıyorum. Tarihi devasa kiliseler, çeşmeler, saraylar ve kalabalık caddeleriyle şehir tam hayallerimdeki gibi çıkıyor.

Akşam yemeği için restoranımıza varıyoruz. Dubrovnik’te tabii ki balık yemek gerekiyor. Tavsiyeye uyuyoruz. Kocaman bir deniz kabuklusu tabağı geliyor. Kerevitten ıstakoza her şey var. Ançüez kızartma, sardunya ve istiridye. Enfes Hırvat şaraplarını yudumlarken mutlaka dönerken almalıyım diyorum. Rakija ise yerel içkileri, tadı oldukça sert geliyor bana. Dubrovnik, sanat ve eğlenceyi bir arada sunuyor. Gece hayatı da bir hayli renkli. Hemingway, Troubadour, Karaka Arsenal barları eğlenmek isteyenlerin durağı oluyor. Elimdeki küçük tatil kitabından şehrin tarihini okuyorum. Adriyatik kıyısındaki Dubrovnik’in Latince adı Ragusa. Ortaçağ’da liman ticareti merkezi olarak kurulmuş. O dönemlerde en yoğun limanlardan biriymiş. Venedik’e rakip olacak kadar ticaret hacmine ulaşmış.

15 ve 16’ıncı yüzyılda ise Hırvat dili ve edebiyatının, şairin, oyun yazarının, ressam ve bilim adamının toplandığı bir kültür başkenti halini almış. Bir zamanlar Adriyatik Denizi’ne kıyısı olan en büyük şehirlerden biri olması nedeniyle de pek çok kilise, manastır ve mimari yapıya sahip. 1991’deki Sırp saldırılarından da nasibini almış. Sırpların hasar verdiği yerler yeniden yapılsa da bazı binalardaki kurşun izleri bilerek bırakılmış. Şehrin 40 binin üzerinde olan nüfusu yazın dört beş katına çıkıyor.

ŞEHRİN KALBİ

Şehirdeki ikinci günümüzde sabah denize girip, günü şehri keşfetmeye adıyoruz. Rotamızı eski şehre çeviriyoruz yeniden. Eski şehir gündüz gözüyle başka güzel. Surların içinde Ortaçağ’dan kalma bir şehir bizi bekliyor. Şehrin adeta kalbi burası. Taş binalar, meydanlar, güvercinler. Hareketli kalabalık mıknatıs misali içine çekiyor bizi. Ana caddenin yan sokaklarına dalıyoruz. Daha az bilinen gizemli sokaklar ve meydanlar bizi bayağı uzağa götürüyor. Eski şehrin içinde bulunan surları gezmek 8-10 Euro arasında. Surlardan görünen manzara sıcağın alnında emeğimize ve verdiğimizi paraya değiyor. 25 metre yüksekliğinde ve 6 metre kalınlığına ulaşabilen ve 16 burcu olan surlar hem deniz hem de şehir için şahane bir manzara sunuyor.

Sağda Adriyatik’in serin sularında yol alan tekneler, solda ise kırmızı kiremitli çatılar ve Ortaçağ havası veren manzaraya bakakalıyoruz. Sur gezisinin ardından sıcak nedeniyle herkesin yaptığı gibi biz de çeşmelere yöneliyoruz. En ilginci ve en büyüğü Onofrio çeşmesini inceliyoruz. Çeşmenin karşında Fransisken Manastırı yer alıyor. Manastırın en önemli özelliği Avrupa’nın en eski eczanesi olarak adlandırılan bir ilaç laboratuvarının bulunması.

Daha sonra Ortaçağ yapılarının gölgesinde dinlenme şansı buluyoruz. Eski şehrin bulunduğu Stradun Caddesi’nde yılların eskitemediği saat kulesi, çeşme, manastır ve saray gibi en önemli tarihi eserler birbiri ardına sıralanıyor. Şehir, dik ve kıvrımlı caddeleriyle yüzlerce yıllardır olduğu gibi labirent şeklini koruyor. Tarih ziyafeti sonrasında günün yorgunluğuyla otelimize geri dönüyoruz.

ÜÇ ADA TURU

Dubrovnik’teki üçüncü günümüzü adalara ayırıyoruz. Tekne turuyla ver elini adalar. Adriyatik Denizi’ndeki irili ufaklı binlerce adayı yakından görebilmek isteğiyle bir tur şirketiyle anlaşıyoruz. Bunun için en doğru adres olan limana varıyoruz. Artan kalabalıkta teknemize yeni maceralara açılma hissiyle adım atıyoruz. Üç adalar turundayız.Tur tekneleri bir an Antalya’daymış hissi uyandırıyor bende. Gümbür gümbür çalan müzik eşliğinde şehrin surları yavaş yavaş görünmez oluyor.

Kıyıdan uzaklaşıyoruz. Dalmaçya kıyılarını ölümsüzleştirmek istercesine fotoğraf makinesini hiç bırakmıyorum elimde. Benim gibi olan insan sayısının fazlalığı deklanşör seslerini birbirine karıştırıyor. Küçük adacıkları birer birer dolaşıyoruz. Denize girme şansı da var. Önce Lopud, sonra Sipan en son Kolacep. Üç adayı da keşfedip nefis balık ve şaraplarla güzel bir gün geçiriyoruz. 375 kilometrelik Dalmaçya kıyılarının bir kısmını bile görmek yetiyor. Kıyıda 1700 civarında ada ya da adacık bulunuyormuş. Tekne geri dönüşe geçerken tura katıldığımıza çok memnun kalıyoruz.

Görmeden ve yapmadan dönmeyin

* Kale surlarının içinde kalan eski şehri mutlaka gezin
* Surlara çıkıp yürümek ve manzara izlemek
* Fransisken manastırı ve en eski eczane
* Saat kulesi ve saray
*Ada turuna çıkın
* Hırvat şarapları ve yerel içkisi rakıjayı deneyin
* Peynirleri ve deniz ürünleri denemeye değer
* Hemingway, Troubadour, Karaka Arsenal barlarda gece hayatına tanıklık edin
* Deniz ürününden sıkılanlar mutlaka kuzu çevirmeyi deneme

Hırvatistan

Başkent: Zagrep
En turistik şehri: Dubrovnik
Para birimi: Kuna
Nüfusu: 4.5 milyon
Dil: Hırvatça
Komşuları: Bosna Hersek, Macaristan, Sırbistan, Karadağ, Slovenya

Bunlar da ilgini çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir