Bir Kelt şehri: Dublin

Küçük ve sevimli bir şehir, Dublin… Kuzeyin ülkesi İrlanda’nın başkenti. Tarihi doku özenle korunmuş. Kendinizi Ortaçağa geri gitmiş hissedebilirsiniz. Ünlü yazarların izini sürebilir, şatoları yakından görebilirsiniz. İnsanları sıcak mı sıcak. Bira ve viskisi güzel. Tarih, doğa ziyafeti de çabası. Daha ne olsun!

Hanife BAŞ

Yemyeşil, güneşi az ama insanları sıcak mı sıcak bir ülke, İrlanda… Sizi asırlar öncesine götüren kaleleri, şatoları, doğa manzaraları, katedralleri, Guinness birası, çiçeklerle bezeli renkli publar, kırmızı tuğlalı evler, parklar, efsaneler… Ve tabii ki ünlü yazarlar Oscar Wilde, Bernard Shaw, Samuel Beckett ve James Joyce’un ülkesi…
THY’nin 4.5 saatlik uçuşu sonrasında başkent Dublin’deyiz. İrlanda’ya ne Schengen’le ne de İngiltere vizesiyle girilebiliyor. İrlanda Konsolosluğu’ndan ülkeye özel vize almanız gerekiyor. Ama Euro para birimini kullanıyorlar.
Yaz olmasına karşın yine soğuk ve iç karartıcı bir hava karşılıyor bizi. Zaten bu bölge için sıradan. Önceden uyarıldığımız için hazırlıklıyız. İlk bakışta tipik bir kuzey ülkesi izlenimini hemen veriyor. Çevredeki kızıl saçlı ve çilli insan kalabalığı çok şeker… Her yerde İngilizce konuşuluyor ancak kendi dilleri Keltçe’yi de kullanıyorlar. Değişik bir aksanlı İngilizce ilk etapta şaşırıyorum ama kısa süre sonra alışıveriyorum. Havalimanından çıkarken çevredeki düzen ve sisteme hayran kalıyorum. Şehrin tarihi dokusu olabildiğince korunmuş. Havalimanı da şehir merkezine oldukça yakın. Otele hızlıca yerleşirken bir an önce şehri gezmek için acele ediyorum.

KÜÇÜK VE SEVİMLİ BİR KENT
Küçük ve sevimli bir şehir, Dublin. İçinden nehir geçmesi güzelliğine güzellik katmış. Liffey Nehri, şehri kuzey ve güney diye ikiye bölüyor. Şehir yürüyerek dolaşılabileceği gibi tramvay da kullanılabiliyor.
Merkezdeki Trinity College, Temple Bar Caddesi, Grifton Caddesi ilk hedefimiz. Şehrin kalbi buralarda atıyor. Gezimize Grafton Caddesi’nden başlıyoruz. Şehir merkezindeki iki ana alışveriş caddesinden biri. Yayalar, müzisyenler ve sanatçılar ortalıkta. Pek çok ünlü alışveriş merkezine de ev sahipliği yapıyor. Bu civarda pek çok müze, heykel ve kafe bulunuyor. Dublin’in en eski Katolik kilisesi St. Teressa. Phyllis Burke tarafından yapılan vitray camları ve içindeki heykel olağanüstü. Hızlıca turluyoruz.
Molly Malone heykeli de diğer durak noktamız oluyor. Heykelde 17. yüzyıl kostümlü genç bir kadın olarak Molly Illustates canlandırılıyor. Sokaklarda tarak ve midye satarak geçimini sağlayan bir kadını simgeliyor… Ve tabii ki sırada ünlü Trinity College yani Dublin Üniversitesi var. College Green bölgesinde. Bahçe düzenlemesi ve heykeller gerçekten göz alıcı. Rehberimizin anlattığına göre, İngiltere Kraliçesi I. Elisabeth tarafından 1592 yılında Anglo İrlanda Hanedanlığı’nın üyelerini eğitmek için kurulmuş. Mezunları arasında Jonathan Swift, Oscar Wilde, Samuel Beckett gibi ünlü yazarlar var.
Muazzam bir kütüphaneye de sahip. Asıl burayı merak ediyorum zaten. Old Library adlı kütüphaneyi gezmek için belli saatler var. En son tur 16:00’da bitiyor. Görkemli kütüphane 18. yüzyılda inşa edilmiş. Ünlü dokuzuncu yüzyıldan kalma el yazması ‘Book of Kells-Kells Kitabı’ da bulunuyor. Dünyanın en güzel el yazmalarından biri olarak kabul ediliyor. Eski el yazmalarının bulunduğu Long Hall de görülmeye değer. Bir kitapsever olarak kütüphanede adeta büyüleniyorum. Eski tarihi kitaplar ve sergiler adeta beni benden alıyor….

BİRA VE VİSKİ TURU
Dublin’e gelip de görmeden dönülmemesi gereken yerlerden biri de ünlü biraları Guinness ve ünlü viskileri Jameson’ın yapıldığı tesisler. Ünlü markalar üretim tesislerini turistlere açmış. Hem biranın üretim aşamalarını görüp hem de tadabiliyorsunuz. Siyah biranın efsane markasının kokusu bütün şehirde hissediliyor adeta. Jameson da benzer turlar düzenliyor. Ama içki sevmiyorsanız çok da ilginizi çekmeyebilir.
Açıkçası bir edebiyatsever olarak ünlü yazarların izini sürmek daha çok hoşuma gidiyor. İrlandalı yazar olarak ilk akla gelen James Joyce. Onun kaldığı evi de görmeden olmaz. Eski eşyaları, yatağı ve kitapları… İlham aldığı her şey. Writers Museum yani Yazarlar Müzesi de gezmeye değer. Edebiyatseverlerin şehre gidince mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerden. Bu yazarların şehirdeki etkisi sadece müzelerle de sınırlı değil. Her kafede, restoranda ve köşe başlarında onlara ait bir sözle karşılaşabilirsiniz…
Hep edebiyattan bahsetmek olmaz. Ülkenin yetiştirdiği ünlü müzisyenler U2 ve Boyzone gibi ünlü gruplar ve geleneksel Kelt müziğinin tınıları da kulaklarımızın pasını siliyor. Keman, flüt ve ıslıkla icra edilen Kelt müziğini caddelerde hissetmemek mümkün değil.
Buradan yolumuzu Liffey Nehri’ne doğrultuyoruz. Nehri bir süre seyrederken Henry Caddesi’ne yöneliyoruz. Şirin ara sokaklarda vakit harcamak çok güzel. Şehirde tek başına kaybolasım geliyor adeta. Caddenin ortasında yine James Joyce. Bu kez heykeli var.

GECE HAYATI BURADA AKIYOR
Vakit geç olunca tavsiyeler üzerine yönümüzü Temple Bar bölgesine çeviriyoruz. Bu isimde kırmızı camekanlı bir bar var ancak bütün bölgeye de adını vermiş. Bir hayli hareketli her yer. Pub, bar ve gece hayatı için ideal bir mekan. Gece on ikiye kadar hareketin bitmediği bir bölge. Her yerde canlı müzik var. İrlanda usulü tap dance gösterisi de bir şahane. Yemeklerimizi yerken biralarımızı yudumlayıp günün yorgunluğunu atmaya çalışıyoruz.
Ertesi gün ise ünlü Kilmainham Gaol hapishanesindeyiz. Tarihi hapishane çok etkileyici. Pek çok acıya ev sahipliği yapmış. 1796’da inşa edilen binaya ücret vererek giriyorsunuz. Çok kötü bir geçmişi var. Ülkenin bağımsızlığı için mücadele edenlerin yıllarca tutulup işkence gördüğü bir yer. Tam filmlerde gördüğümüz sahneleri andırıyor. İsterseniz sizi de bir hücreye kilitleyip mahkumiyet duygusunu yaşamanızı da sağlıyorlar.
Ünlü Phoenix Park, St. Patricks Katedrali ve alışveriş derken şehirdeki ikinci günümüzü de geride bırakıyoruz. İrlanda’ya gelen pek çok insan mutlaka Dublin’e yakın olan bölgelerdeki turlara da katılıyor. Ancak zamanımız olmadığı için biz iki günü dolu dolu geçirip dönüşe geçiyoruz. Dublin’i bu büyülü şehri iyi ki de gördüm diyorum.

MUTFAĞI PATATES AĞIRLIKLI
Kelt mutfağı çok zengin değil maalesef. İrlanda mutfağında yemekler, yetiştirilen sebze ve meyvelerle aynı zamanda deniz ürünleriyle zenginleştirilerek pişiriliyor. Ana yemek patates. Her yemeğin yanında en az bir çeşit patates servis ediliyor. Balıkları da ünlü. İrlanda somonu bunlardan. Kaynatılarak ya da buharda pişirilerek hazırlanır ve yalnızca limonla servis edilir. Dublin koyundan çıkarılan karidesleri de denemeye değer.
Şehrin yerel yiyeceklerinin sembolü, patates, bezelye ve bira. Pub’larda yemek servisi yapılıyor. Lezzetli ızgara etler deneyebilirsiniz. Şehirde dünyanın bütün mutfakları meşhur. Yerel yemekleri sevmezseniz Çin, Fransız, İtalyan, Meksika hepsini deneyebilirsiniz.

İRLANDA
Başkent: Dublin
Dil: İngilizce, Keltçe
Para birimi: Euro
Nüfusu: 4.5 milyon
Din: Yüzde 95 Katolik, yüzde 5 Protestan
Yüzölçümü: 70.283 km2
Konum: Kuzeybatı Avrupa, Büyük Britanya Adası’ının batısında
Sembolleri: Üç yapraklı yonca, harp ve siyah bira

 

 

 

 

Bunlar da ilgini çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir