Ege'nin öteki yakası

Thessaloniki

Atatürk’ün doğduğu şehir Selanik… . İnsanların tavırları, müzikler, yemekler ve gülümseyen yüzlerle adeta bizden bir parça gibi. İzmir’e benzerliği söylendiği kadar var. Kordon boyuna benzeyen sahilindeki kafeler günün her saatinde dolup taşıyor. Bir kez de suyun öteki yakasından Ege’ye bakmanın değeri paha biçilemez. Eğlencenin gece gündüz yaşandığı şehir ziyaretçilerine çok şey vaat ediyor.

Atatürk’ün doğduğu şehir, Ege’nin karşı yakası, Osmanlı döneminin 500 yıllık tanığı, adeta bizden bir parça… Bunlar Selanik’i anlatan tanımlamaların sadece birkaçı. Yunanistan’ın ikinci büyük şehri. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu şehir olması nedeniyle hepimizin gönlünde ayrı bir yeri var.

Suyun öte yakasındaki sevimli bir Ege şehri. Ilıman hava içimi kıpır kıpır etmeye yetiyor. Bir enerji ve mutluluk dalgası yayılıyor etrafa. Selanik ilk bakışta ne kadar da bizden ve bize benzer görünüyor. İnsanların tavırları, müzikler, yemekler ve gülümseyen yüzler. Konuşmalar kesildiğinde bir anda İzmir’de miyim hissine kapılıyorum. Selanik’in, İzmir’e benzerliği söylendiği kadar varmış. Kordon boyu bile bulunuyor. Uzun bir sahile sahip şehirde denize nazır pek çok kafe ve restoranı da görünce kendimi adeta evde hissediyorum. Ama sahil gezintisini biraz sonraya bırakıyoruz. Programımızda ilk olarak Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret etmek var.

Pembe boyalı, üç katlı ahşap evi uzaktan bile görünce yoğun duygulara sürükleniyorum. Bahçesinden içeri adım atmaz her ayrıntıyı dikkatlice süzüyorum. Atatürk’ün doğduğu oda üst katta.Müze haline getirilmiş yatak ve çalışma odası var. Odalarda Atatürk’ün giydiği ve kullandığı eşyalar sergileniyor. Giriş kapısındaki yazı ilgi çekici: “Türk milletinin büyük müceddidi (yenilikçisi) ve Balkan ittihadının müzahiri (mimarı) Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur.” Atatürk’ün doğduğu ve 1911 yılına kadar yaşadığı ev Türk Konsolosluğu’nun hemen yanında müze olarak kullanılıyor.

Atatürk, Birinci Balkan Savaşı’nda Selanik’in kaybedilmesinden sonra bir daha bu şehre gelmemiş. Evi Yunanlı bir aile satın almış. Evi değiştirip sarıya boyamışlar altına dükkan açmışlar. Ama bir süre sonra Selanik Belediyesi evi satın alarak Atatürk’e hediye etmiş. Ev yeniden onarılmış ve eski rengi pembeye dönülmüş. 1953 yılında da müze olmuş. Müzede Dolmabahçe Sarayı’ndan götürülen bazı eşyalar bulunuyor. Atatürk’ün özel eşyalarını büyük dikkatle inceliyoruz. Atamızı yad ettikten sonra sıra şehri keşfetmeye geliyor.

ŞEHRİN SİMGESİ BEYAZ KULE

Selanik’in simgesi olan ve bütün fotoğraflarını süsleyen Beyaz Kule’yi merak ediyoruz. Kulenin en tepesinden şehrin manzarasına bakmaya doymak mümkün değil. Kulenin her katında odalar var ve bu odalarda tarihi eserler sergileniyor. Rehberimiz yapının tarihi hakkında da bilgi veriyor. 1430 yılında Osmanlılar tarafından yaptırılmış. 30 metre yüksekliğindeki kule Kanuni döneminde inşa edilmiş. Denizden gelecek tehlikelere karşı garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. Şehir Yunanlıların eline geçince beyaza boyanmış. Bir sonraki durağımız ise Arkeoloji Müzesi oluyor. Müzede Kuzey Yunanistan’la ilgili her türlü eseri bulmak mümkün. Kocaman mozaikler ilgi çekici.

Şehri gezme planları yaparken Yunanlıların az çalıştığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Müzeler, tarihi yerler ve dükkanlar erkenden kapanıyor. Cıvıl cıvıl insan kalabalığı ve gündüz vaktinde bile dolup taşan kafelerden çok da çalışmayı sevmediklerini anlıyoruz. Belki ülkenin yaşadığı ekonomik krizinin nedenlerinden biri bu olabilir diye düşünmeden edemiyorum. Selanik çok turistik bir yer olmasa da yirmi dört saat yaşayan ve pek çok şey vaat eden bir şehir.

Osmanlı dönemine ait çeşme ve hamamlar, Roma ve Bizans dönemine ait kilise ve kalıntılar ilgi çekici. Caddenin birinde zafer anıtı da bulunuyor. Ülkenin en büyük kiliselerinden biri olan Aya Dimitri’yi de dışardan da olsa görme şansı yakalıyoruz. Aşağısındaki caddede bulunan Romalılardan kalma antik yerleşim kalıntıları da görülmeye değer.

Tarih ziyafetinin ardından vardığımız meydan ise nefes aldırıcı türden. Aristoteles Meydanı… Şehrin kalbinin attığı bir merkez, ne isterseniz var. Geometrik olarak yapılan meydan gece ayrı güzel. Dilencisi, sokak müzisyenleri ve Romanlarıyla Türkiye’de miyim hissi uyanıyor yeniden. Yunanlılar gibi geç yenen bir akşam yemeğinin ardından hiç uyumayan şehrin gece hayatını keşke çıkıyoruz. Değişik şekillerdeki Yunan harfleri neon ışıkta gece ayrı güzel görünüyor. Şehirde gece hayatı sonuna kadar yaşanıyor. Eğlence ve müzik şehrin olmazsa olmazları. Akşam saat 23:00’da başlayan eğlence sabahlara kadar sürüyor.

Rembetiko dinlenebilecek güzel bir şehir. Biz daha çok şehre özgü olan tavernayı tercih ediyoruz. Kastra civarındaki tavernada rezervasyonumuz bile var. Türkçe konuşmalarımıza karşı gülümseyenler ve Türkiye’den giden göçmenler hasretle memleketlerini anıyor. Mezeler de bildik türden. Midyeli pilav, ahtapot ızgara, kalamar, beyaz peynir, çoban salata, cacık… Yunanlıların rakısı Uzo’yu da denemeden dönmemek lazım. Rakı gibi suyla karıştırılmıyor sek ve soğuk içiliyor. Bu nedenle biraz sert buluyorum.

KORDON BOYUNA BENZİYOR

Geç uykunun verdiği mahmurlukla Selanik’teki ikinci günümüze uyanıyoruz. Havanın tatlı hissettiren güzelliği, karşımda deniz ve karşı yakada görünen bizim şehirler. Selanik’i görmekle ne kadar iyi ettiğimi düşünüyorum ve aceleyle kahvaltıya iniyorum. Kahvaltıda da hiç yabancılık çekmiyoruz. İnsanları kadar mutfağı da bize acayip benziyor.

Şehirdeki ikinci günümüzü alışveriş ve serbest zaman ayırıyoruz. Sahilini doya doya dolaşmak için bunu iyi bir fırsat olarak görüyoruz. Sahil boyunca temiz havayı içimize çekerken Ege Denizi’ne bir de farklı bir yakadan bakmanın mutluluğu paha biçilemez. Uzun uzun dolaşıyoruz kordon boyunda, hiç acele etmeden. Bir hayli uzun bir sahil. Sahil boyunca birbiri ardına dizili kafeler çok davetkar. Ama günün her saatinde bu kafelerin dolu olması da şaşırtıyor. Kafelerdeki kalabalık hiçbir saat azalmıyor. Yunanlıların eğlenmeyi sevdiğini bir kez daha düşünmeden edemiyorum.
Atatürk’ün doğduğu şehir Selanik’e gidip de hediyelik eşya almadan olmaz. Alışveriş kültürü genelde esnaf ve küçük üreticiler üzerine kurulu. Ege’deki bir sahil kasabası havasında. Tezgahların ve dükkanların önlerinden almaya değer bir şeyler bulabilmek için hızlıca geçiyoruz. Şehrin her yerinde hediyelik ve turistik eşya satan dükkanlar var. Alışveriş için rehberin önerisi ise Timiski Sokağı ve Egnatis Caddesi. Tepede şiddetini artıran güneş ‘alışverişi boşver sahildeki kafelerde otur’ dese de alışveriş isteğimizden vazgeçmiyoruz. Cayır cayır yakan sıcağın altında iki alışveriş caddesini de adeta baştan sonra arşınlıyoruz. Ellerimize sığmayan poşetler ise başardığımızın sembolü.

Her yerdeki dünya markaları burada da var ama bizim tercihimiz el sanatlarından yana oluyor. Eşe dosta hediye almamak olmaz. Dolaştığımız çarşı, pazarları da benzerliğimizi bir kez daha hatırlattı. Kapani Çarşısı’nda balıkçılar, sakatatçılar, baharatçılar, rengarenk meyveleriyle manavlar ve seyyar satıcıların uzun havaları..Alışveriş turundan sonra tekrar rotamızı sahile doğru çiziyoruz. Birkaç saat dinlenme molasının ardından ise kalbimizi bu şehirde bırakarak dönüşe hazırlanıyoruz.

***********************

YEMEKLER YABANCI DEĞİL

Selanik, Türklerin yemek konusunda yabancılık çekmeyecekleri bir şehir.Mübadelenin izlerini yemek kültüründe de görmek mümkün. Balığın yemeklerde önemli bir yeri var. Balık restoranı seçeneğiniz bir hayli fazla. Tatlı konusunda da geniş seçenek sunuyor. Selanik usülü peynir tatlısı, Selanik kurabiyesi ve barbuşka bunlar arasında. Baklava ve kadıyafa benzer tatlıların hepsi görüntü ve lezzet olarak bize hitap ediyor. Bizdekine benzer börekler Yunanlıların deyimiyle bougatsa, sebze yemekleri hep damak tadımıza uygun. Bu şehirde de kokoreççi ve işkembe çorbasının bulunduğunu öğrendiğimde şaşkınlığımı gizleyemiyorum.
SELANİK

Nüfus: 363.000

Saat farkı: Yok

İklim: Akdeniz iklimi

Görülmesi gereken yerleri: Atatürk’ün Evi – Beyaz Kule ve Sahil şeridi – Aristoteles Meydanı -Modiano çarşısı – Ayia Dimitri Kilisesi – Hippodrome – Kapani Çarşısı – PanayiaAcheiropoietos Kilisesi -AyiosYioryos- Vlatodon manastırı – Fuar Alanı

Bunlar da ilgini çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir