Ortaçağ’dan kalan bir masal şehri

Taş işçiliğinin vücut bulmuş hali adeta, Girona. İspanya’da Barcelona’nın kuzeyinde bir Katalan şehri. Ortaçağ’dan kalan yapılar çok iyi korunmuş. Bu şehirde kendinizi tarihin derinliklerine bırakıp, dar ve gizemli sokaklarında kaybolmak isteyeceksiniz. Girona size tarih, doğa ve gizemi bir arada sunuyor.

Hanife BAŞ

Taş bir meydan, tarihi bir kale, binlerce yıllık katedral ve çevrede uçuşan güvercinler… Heybetli ve hayranlık uyandırıcı yapısı olan katedralin taş merdivenlerinden yukarı tırmanırken bir an dönüp aşağıya bakıyorum…Taş evler sanki Ortaçağ’dan fırlayarak gelmişler gibi ilk halleriyle tam karşımdalar. Gökyüzünün mavisi ve güneşin şavkı mütevazı ön cephelerini daha belirgin hale getiriyor. Hemen arkalarında ise boylu boyunca uzanan Onyar nehri…
İspanya’da Girona’dayım… Belki de onuncu kez gittiğim Barcelona’da iş toplantılarını bitirip Girona ve Figueres’i görmek için yola çıkıyoruz. Aradaki yol, arabayla iki saate yakın sürüyor. Trenle de gidilebiliyor. Baharın habercileri yol boyunca bize eşlik ediyor. Uyanan doğa, yeşeren ekinler, çiçekler… Her şey ne kadar da huzur verici.
Kısa sürede şehir merkezine varıyoruz. Barcelona’nın 100 km kuzeyinde 100 bine yakın nüfusu olan küçük bir şehir, Girona. İspanya’nun Katalonya bölgesinde. Sıkı Katalan ve milliyetçi bir bölge. Aynı zamanda en iyi korunmuş Ortaçağ şehirlerinden biri. Girona’da eski şehir Onyar Nehri’nin doğu kıyısına, modern şehir ise Ter ve Onyar Nehirleri arasında kurulu. Tabii ki görmeye değer yerlerin tamamı eski şehir kısmında yer alıyor. Onyar Nehri yakınında aracımızı park edip şehre girişi sağlayan köprüye doğru yöneliyoruz. Nehrin iki yanındaki evler pastel renkleriyle bizi selamlıyor adeta. Bir tablodan fırlamış gibiler. Fotoğraf çekmek için çok güzel bir nokta. Nehirde ve köprünün orta yerinde ise sivrisineklerin gösterisi var. Yazın yoğunlaşana sivrisinek popülasyonu nedeniyle Girona’nın sivrisinekler şehri olarak da anıldığını öğreniyoruz.

DARACIK SOKAKLARDA KAYBOLMAK
Köprüyü geçince bir meydan karşılıyor bizi. Sağ tarafta bir aslan heykeli ve yoğun bir insan kalabalığı… Şaşkınlıkla bakarken rehbere kulak veriyoruz. Ünlü taş direğe tırmanmış dişi aslan heykeli. İnanışa göre bu heykelin poposunu öpen şehre bir kez daha gelirmiş. Kuyruğun nedenini anlarken böyle bir şeyi gereksiz bulup yolumuza devam ediyoruz.
Game of Thrones denilen ve Türkçe’ye Taht Oyunları olarak da çevrilen dizinin ve başka filmlerin de çekildiği ünlü taş meydandayız. Heybetli St. Mary Katedrali yukarıda, taş merdivenler, meydanın çevresinde ilk haliyle korunan Ortaçağ evleri… Meydandaki kafede bir süre oturup kahve yudumlarken taş merdivenlerden yukarı doğru bakıyorum sanki dizideki prenses karşıma çıkacak gibi… Kısa bir soluklanmanın ardından katedrale doğru yöneliyoruz. Girişi ücretli. Devasa bir yapı. İçerisi her ibadethanede olduğu gibi loş ve karanlık. Hikayesine kulak veriyoruz…
Tarihi bir hayli eskiye gidiyor. 5’inci yüzyıldaki bir Roma kalıntısının üzerine inşa edilmiş ama sonraki yüzyıllarda pek çok ekleme yapılmış. Bu nedenle farklı mimarilere sahip, gotik, romanesk, rococco hepsi bir arada. Ön cephesi 18’inci yüzyılda yapılmış. Çan kulesi orijinal haliyle kalmış. Kilisenin içi de ihtişamlı. Heykeller ve mezarlar var. Bir de müzesi bulunuyor. Burada da kiliseye gelen altın kaplama hediyeler sergileniyor. Bahçesi de görülmeye değer. Kemerli geçitleriyle Arap mimarisini andırıyor…
Kilisede bir saat harcadıktan sonra Ortaçağ şehrinin dar sokaklarında turumuzu sürdürüyoruz. Dar ve gizemli sokaklar ilgi çekici. Yürümesi de bir hayli güzel. Her daim bir gizemi saklar gibiler. Zaten burada yapılacak en güzel şeylerden biri taş ara sokaklara girip kaybolmak…

YAHUDİ MAHALLESİ
Ve karşımızda ünlü Yahudi Mahallesi yani El Call’deyiz. Daracık sokaklar, sadece bir insanın sığabileceği kapılar, tabii ki dükkanlar ve ticaret… Kim bilir ne hikayeler, ne hayatlar yaşandı… Ah taş duvarların bir dili olsa da konuşsa. Yahudiler, İspanya’da tehdit edildiği dönemlerde burada konuşlandılar ve canlarını korumak için bir hayli tedbirler aldıklarını görüyoruz. İspanya’dan kovulan Girona Yahudilerine de Osmanlı kapılarını açmış. Bu binaları yapanların ve buralarda yaşayanların bir kısmının torunları şu anda Türkiye’de.. Dünya ne kadar ilginç ve acımasız diye düşünmeden edemiyor insan…
Tarihi şehirde eski ticaret yolunun izlerini de görmek mümkün. Roma’dan başlayıp İspanya’nın güney-batı şehri Cadiz’e dek uzanan ulaşım ve ticaret yolu Via Augusta Girona’nın içinden geçiyormuş. Bu nedenle şehir hep ticaretle anılmış.
Girona, tam bir Ortaçağ şehri olmanın hakkını vererek kalesini de bugüne korunmuş olarak taşımış. Bir kısmı yenilenmiş ama o kadar olur diyoruz. Zaten eski ve yeni kısımları kolayca ayırt etmek mümkün. Yıllarca şehri kuşatmalardan kurtarmış. Kale ve kale duvarı yolu da şahane. Surların üzerinde kale yürüyüş yolu var. Buradan şehri panoramik olarak da görüp fotoğraflamak mümkün.
Nehir üzerindeki bir köprüden daha geçiyoruz. Rehberimiz taş haricinde çelikten yapılan bu köprüyü Paris’teki Eyfel Kulesi’ni yapan Gustave Eiffel’in yaptığını anlatıyor. Fotoğraflarımızı çekerken son olarak tarihi şehrin alışveriş caddesindeyiz. Rambla de La Libertad’da yani Özgürlük Meydanı. Tarihi sokakların yorgunluğunu buradaki kafelerde atıyoruz… Yarım günden fazla bir sürede Girona’yı keşfediyoruz ve güzel anılar eşliğinde Figueres için tekrar yola düşme vakti.

 

ÇILGIN DALİ’NİN İZİNDE

Girona’dan herkesin yaptığı üzere rotamızı Figueres kasabasına çeviriyoruz. Bu kasaba ünlü sürrealist ressam Salvador Dali’yle özdeş. Zaten insanları da çeken en önemli yönü burası. Önceden bir tiyatro olan ve Dali’nin sağlığında müzeye çevirdiği Salvador Dali Müzesi. Bahar güneşi gözümüzü alırken müzenin dış görünüşü karşısında ilk şaşkınlığımı yaşıyorum. Şaşkınlıktan ziyade hayranlık mı desem? Çatısı masalları andıracak türden Dali’nin her ayrıntıda kullandığı ve sevdiği yumurta şekilleri peri masalında fırlamış havası veriyor. Her köşesini kendisi tasarlamış. Müzede Dali’nin tasarladığı ve boyama, çizim, yontma, kuyum, hologram, stereoskopi, fotoğrafçılık ve benzeri tekniklerle yapılmış dört binden fazla eseri bulunuyor. Dali’nin çılgın kişiliğine ilk adımımızı atıyoruz. Müzenin bahçesindeki eski Cadillac araba ve üzerine yerleştirilmiş bereket tanrıçası. Arabanın içinden su akıyor. Dali’nin müzedeki her şeyi zamanı durdurmaya yönelik yaptığını öğreniyoruz. Tabii ki eşi Gala. Onun her yerde izini portresini görmek mümkün. Dali, Gala’ya aşkını ve tutkusunu müzenin her yerinde yansıtıyor. Yüzlerce tablo, obje ve eşya… Palace of Winds odasında tavan resimleri, yatak odası, Türklerin hediye ettiği boyacı sandığı, Gala’nın portreleri, dudak şeklinde koltuk ve daha pek çok eser. Kesinlikle görülmeye değer….

 

GİRONA’DA NE YENİR?
Katalan mutfağından seçkiler sunuyor. Girona ve çevresi İspanya’nın önemli gastronomi merkezleri arasında. Tapas, patates brava, jamon hafif atıştırmalıkları… Bubbles, Occi, Nu gibi nehir kenarındaki restoranlarından ülke mutfağına özgü yemekler yemek mümkün. El Cellar de Can Roca ise Michelin yıldızlı. Aylar öncesinden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Şehrin mutfağında çok çeşitli tatlar bulmak mümkün. Deniz ürünleri, kırmızı et ve av eti.. Izgara balık ve etler, bölgeye özgü tatlılar… Akdeniz mutfağı esintilerini de taşıyan yörede kesinlikle kendinize uygun bir yemek bulabilirsiniz…

Bunlar da ilgini çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir